0

Ceren Kenar Taraf’ta Suriye Meselesini Yazdı

Genç Siviller üyesi ve Nahda Network Direktörü Ceren Kenar tarafından kaleme alınan ve Taraf gazetesi Her Taraf köşesinde 10.11.2011 ve  3.11.2011 tarihlerinde yayınlanan yazılar:

Suriye Meselesinde Tehlikeli bir Siyaset: Çoğunluğa karşı, Azınlık Diktasıyla Flört

Beyrut’un Ermeni muhiti Burj Hamud geçen hafta Ermeni “yerlilerin” Suriyeli Kürt “göçmenleri” kovma girişimleri ile hareketlendi. Beyrut’ta düzenlenen anti-Esad bir protestonun ertesinde, manidar bir zamanlamayla, Taşnak partisi bu bölgede ikamet eden Suriyeli göçmenlerin evlerini terk etmelerini ve ev bölgedeki sahiplerinin de göçmenlere ev vermemelerini “rica” etti. Bu linç hareketinin altında yatan ekonomik ve sosyal birçok faktör olmasına rağmen, ateşi fitilleyen son günlerde Ortadoğu’nun en büyük ayrışmalarına sebebiyet veren meselesi, Suriye oldu…

Sakinlerinin çoğunluğunu Ermeni katliamından kaçarak Beyrut’a yerleşmiş Ermenilerin oluşturduğu Burj Hamud, bu sefer başka bir katliamın – bu katliamlar arası kıyaslama ve benzerlik kurmak mümkün olmasa da- mağdurlarına merhamet göstermedi. Suriye rejimine direnen Kürtler ile Esad’ı Ortadoğu’da kendilerine hami olarak telakki eden Taşnaklar arasındaki bu gerilim, Ortadoğu siyasetinde bazı Hıristiyan grupların şu an oynadığı tehlikeli ve gayrı-ilkesel siyaset üzerine birkaç not düşmeyi gerektiriyor.

Arap dünyasında son yılda yaşanan devrim halkasına dair en heyecan verici unsurlardan biri bu devrimlerin “kimlik” çağında kimlik ötesi bir özellik arz etmeleriydi. Ne Tunus, ne de Mısır –ve hatta Libya- meydanlarına damgasını vuran sloganlar belirli bir kimlik siyasetinin etrafında örülü değildi. Meydanlarda yükselen talepler, bir kimlik grubunun çıkarlarına, siyasi gündemlerine indirgenmemişti. Aksine protestocuların talebi temel insan haklarına ve onuruna saygı duyan bir siyasi otoritenin kurulması, temel yurttaşlık haklarının herkes için tesis edilmesiydi. Bu aslında göstericilerin, farklı kimlik ve ideolojilerinden bağımsız, bir “ortak kötü” algılarının olduğunu gösteren ve zımni olarak belli bir “ortak iyi” mefhumunu paylaştıklarını ima eden bir çoğulculuktu.  Bunun sonucu –ve elbette sebebi olarak- sosyalistler, liberaller, İslamcılar birlikte hareket ettiler, meydanlar etnik, ideolojik ve dini farklılığı ve çoğulculuğu yansıttı.

Bu bakımdan belki de bu protestolar biraz “modası geçmiş” ya da modası geçtiği düşünmemiz beklenen bir siyaseti yansıtıyordu. Tekil bir kimlik çıkarından azade, temel hak ve özgürlük vurgusu ile bir eylemcilik ve siyaset yapma anlayışı son 30 yılda dünya siyasetinde çok da alışık olmadığımız bir mefhum, ne yazık ki.  Elbette, devrim sonrası ayrışmalar, farklılaşmalar olacaktır, farklı ideolojik duruşlar yeni kurulacak rejimlerin bekası konusunda çatışacaktır. Lakin yine de bu devrimler tarihe en azından yapılış sürecindeki çoğulculukla geçecektir.

Suriye protestolarında ise benzer şekilde göstericiler bir kimlik grubu oluşturmuyor. Özellikle Kürtlerin de liderleri Meşal Temmo’nun suikasta kurban gitmesi ile kitlesel intifadaya geçmeleri akabinde, muhalefetin renkliliği daha da arttı. Fakat, Suriye’yi diğer süreçlerden ayıran özellik, protesto aleyhtarlarının bir kimlik üzerinden ve bu kimliğin belirlediği siyaset ile mevcut rejimi yani katliamları desteklemeleri. Esad ailesi ve yönetimi ile özdeşleşen, devletin zor aygıtlarında oldukça etkili olan Nusayrilerin rejime sıkı sıkı sarılmaları siyaseten anlaşılabilecek bir durum. Elbette yapmasalar daha iyi, bu rejimin ilelebet yürüyemeyeceğini ve bu desteğin rejim sonrası dönemde başlarını çok ağrıtacaklarını görmeleri tüm protestocuların temennisi. Bu pragmatik siyaset anlayışından da mühimi, ilkesel düzeyde, mevcut yönetimin ve şiddetinin aslında kendi mezheplerini zehirlediğini, kirlettiğini görmeleri elzem.

Suriye’de resmi daha karmaşık hale getiren grup ise Hıristiyanlar. Rejimle organik bir bağları olmamasına rağmen, Hıristiyan nüfusun çok büyük bir kısmı rejimle birlikte hareket ediyor. Protestolara katılmamak bir yana, rejimi baki kılmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Lübnan Hıristiyanlarının bir kısmı da bu desteğe arka çıkıyor. O kadar ki Lübnan Marunî kilisesi –Lübnan Hıristiyan nüfusunun çoğunluğunu oluşturan sekt- Patriği Beşar Butros el-Rey Suriye rejiminin yıkılmasının Orta Doğudaki tüm Hıristiyanlar için bir tehlike oluşturacağına dair görüş bildirdi. Hıristiyanların Esad desteğinin en önemli gerekçesi ise basit: İslami köktencilik korkusu…

Yakın zamanda Mısır’da yaşanan, Mısır’ın kadim Hıristiyan grubu, Kıptilere yönelik saldırılar var olan köklü endişelerin ve bu paranoyalar üzerinden siyaset yapanların elini güçlendirdi. Fakat gözden kaçırılan nokta Kıpti nüfusun daha önce ne Mübarek, ne de halefi Sedat yönetimleri ile işbirliği yapmadığı ve bu askeri cunta rejimlerine her zaman muhalefet ettikleri gerçeği. Tahrir meydanında en çok ses veren unsurlardan biri Kıpti gruplardı.

Korku siyaseti irrasyonaliteye iten bir duygudur. Korku ile şekillenen siyaset çoğu kez korkuyu bizzat gerçek kılmaktan öte bir şeye yaramaz. Bölge Hıristiyanlarının hâlihazırdaki “yılana sarılma” siyasetleri da bu anlamda bir istisna değil. Siyasette ilkeyi, değerleri, prensipleri es geçtiğiniz zaman bile mazur görebileceğimiz bir pozisyon değil. Suriye’de olası bir demokrasinin kurulması için her gruba düşen sorumluluklar var. Hıristiyan gruplar için bu sorumlulukların başında gelen Esad’ın katliam ve işkencelerine öncelikle ahlaki bir yerden karşı durma basiretini göstermek. Zira siyaseten karlı olarak görülen Esad’ı destekleme stratejisinin her an tehlikeli bir Rus ruletine dönme ihtimali de ne yazık ki baki.

Bölge azınlıklarının öğrenmesi gereken temel bir siyasi kural var: çoğunlukla yaşamayı hazmetme. Bölgedeki otokrat rejimler bir şekilde çökmeye mahkûmlar, Suriye’de bugün olmasa da yarın bir şekilde meşruiyetini çoğunluktan alan bir yönetim kurulacak. Bu kaçınılmazlık karşısında, Hıristiyanların kendilerini azınlık diktası ile özdeşleştirmeleri siyasi bir intihar. Siyasetin doğasına aykırı bir şekilde, kendini çoğunluk karşısında konumlandırmak ve mevcut azınlık dikta rejimindeki ısrarın bu gruplara gelecek veya güvence sağlaması oldukça düşük bir ihtimal.

Suriye’de sürdürülebilir bir demokrasiyi sağlayacak önemli unsurlardan biri Hıristiyanların bu süreçte kurulacak yeni Suriye’ye katkıda bulunması, bu süreçte etkin aktör olması ve kurulacak olası bir demokratik sistemi talep ve iradeleri ile güçlendirmeleri. Azınlık hakları çoğunluğu ezen bir azınlık diktasına sahip çıkmakla korunamaz, ancak ve ancak o çoğunluk ile ortak bir gelecek tahayyülü içinde siyaset yaparak tahsis edilebilir…

Bilmem bunların aynısının Bahreyn’de Şiilerden korkan ve göstericileri paralı askerler ile vahşi şekilde bastırmaya çalışan Sünni azınlık için de geçerli olduğunu söylemeye ihtiyaç var mı?

CHP’nin Suriye hakkında bilmek istemedikleri

Cumhuriyet mitinglerindeki “Türkiye’nin güvencesi Kemalist orduyu bağrımıza basıyoruz! Kemalist ordu konuşacak!” ifadeleriyle zihnimize kazınan Birgül Ayman Güler, Suriye gezisi sonrası görünen o ki, Esad’ın ordusunu da bağrına basmaya karar vermiş.

Kaddafi-Kim Jong İl-Chavez-Saddam Hüseyin gibi şanlı anti-emperyalist diktatörlerin birbirlerini ağırlayıp övdükleri turların bir benzeri Suriye gezilerinin akabinde bir basın açıklaması yapan CHP’liler, Suriye meselesinde tüm dünya kamuoyunun yanıldığına kani olmuşlar. Suriye’de yaşananların uluslararası bir komplo olduğunu saptayıp, göstericileri “terörist” ilan etmişler.

Senelerdir “Türkiye İran olmayacak” sloganı ile ortalığı inleten Kemalist çevreler, görünen o ki şu an Türkiye’nin İran gibi Suriye meselesinde Esad’a destek vermesini temenni ediyor.  CHP bir adım ileriye gidip “ulusalcı enternasyonel” vari dünya üzerinde pan-anti-emperyalizm söylemi altında, kendi halkına eziyet eden ülkeler ile bir dayanışma ağı kurmadan önce, Suriye’de yaşanan son derece sevimsiz bazı hadiselerden haberdar olsa isabet olacak. Zira ben tüm iyi niyetim ve naifliğimle, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Suriye’de gerçekten ne olup bittiğini bildiği takdirde, partisi adına bu açıklamaların yapılmasına sessiz kalmayacağına inanmak istiyorum.

Bizler Kurban bayramını sevdiklerimizle kutlarken, güya geçen hafta Arap Ligi’nin hazırladığı barış planını kabul etmiş olan Esad, bayram sürecinde en az 60 kişi öldürdü. Homs şehri kana bulandı…

Gösteriler başladığından beri 4000 kişinin öldüğü, on binlercesinin işkence ve tutuklamalara maruz kaldığı belirtiliyor.

Ama tüm bunlar istatistik. Siz de Stalin gibi kitlesel ölümler istatistiktir mi diyorsunuz? Yeterince içimize işlemiyor değil mi? O zaman gelin bu 4000 kişiden bazılarının isimlerini, hikâyelerini öğrenelim. Bu yazının bundan sonrası ağır ölçüde şiddet ve terör içerecektir. Kalbi kaldıramayacak olanlar lütfen okumasın.

10 Nisan 2011

Suriye ordusunda albay olan Rami Kataş, emrindeki 14 askerle beraber, Suriye istihbaratı, Muhabarat tarafından öldürülür. Kataş silahsız göstericilere rastgele ateş açma emrine karşı gelmişti.

29 Nisan 2011

Hamza Ali Elkatib Suriyenin el-Cizeh kentinde babasıyla bir rejim karşıtı gösteriye katılır. Tutuklanır, ağır işkenceden geçirilir. Öldüğünde tüm vücudunda işkence izleri, sağ kolunda ve karnında kurşunlar vardır. İşkence sırasında erkeklik organı parçalanmıştır. Hamza öldüğünde 13 yaşındaydı. Babası ölümünden sonra Hamza’nın cesedinin resimlerini ve video kaydını kamuoyuyla paylaştı ve bunun sonucunda tutuklandı. Hamza’nın babasından haber alınamıyor. Suriye Hamza’nın ölümü ile ilgili soruşturma başlatılacağını söyledi. Soruşturmanın sonucu Suriye devlet kanalı vasıtasıyla açıklandı: Hamza’nın silahlı, cihad isteyen bir terörist olduğuna kanaat getirilmişti.

16 Mayıs 2011

Dara’da gerçekleşen askeri bir operasyondan 15 gün sonra, halkın sokağa çıkmasına izin verilir. Dara sakinlerinin bir kısmı sokakta yürürken keskin bir koku geldiğini fark eder. Bir delikte Abdülrezzak Abdeleza Ebu Zeyd’in karısı ve 3 yaşındaki bebeğinin cesedi bulunur. Cesetlerin elleri arkalarından bağlanmıştır.

8 Haziran 2011

Suriye’nin Dara şehrinde,  Tamer Muhammed Elşeri’in cansız bedeni ailesine teslim edilir. Yüzü işkenceden tanınmayacak kadar parçalanmış, vücudunda delikler açılmıştır. Tamer öldüğünde 15 yaşındaydı. Mideniz kaldırabilirse, youtube’da bu güzel çocuğun maruz kaldığı vahşetin izlerini, cansız bedeni üzerinde görebilirsiniz. Suriye devlet televizyonu Tamer’in silahlı bir terörist olduğunu açıkladı.

29 Haziran 2011

Üst teğmen Emjed Muhammed Elhamid ordudan firar eder. Gerekçesi doğduğu ilçe olan Ar Rastan’da gördükleridir. İlçe Suriye ordusu tarafından defalarca bombalanmış, onlarca eve ateş açılmış, elektrik ve su ulaşımı kesilmiştir. Teğmenin kuzeni Abd Elhamid ordu tarafından öldürülmüştür. Aile fertlerine tecavüz edilmiştir.

11 Temmuz 2011

Ibrahim Kaşuş, Suriye Devriminin kanaryası lakabı ile biliniyor. Hama’da Esad’ın istifa etmesi gerektiğine dair sözleri içeren bir şarkı besteledi. Yakalandı ve boğazı kesilerek öldürüldü. Görüntüleri internetten bulabilirsiniz.

10 Eylül 2011

26 yaşındaki barış aktivisti Ghiath Matar’ın vücudunun bazı parçaları ailesine teslim edildi. Karısı hamileydi. İşkence sonucu ölümü batı kamuoyunda infial yarattı. Avrupa Birliği kınadı. Suriye’de görev yapan Amerikan büyükelçisi cenazesine katıldı. Sonrasında babası, kardeşleri ve kuzeni tutuklandı. Suriye devlet televizyonu cenazeye Amerikan büyükelçisinin katılımını Matar’ın Amerikan ajanı olduğunun bir kanıtı olarak sundu. Ailesinin tutuklanmasını bu gerekçeyle açıkladı.

Bir tane de “teröristlerin” nasıl “terörist” haline geldiği hikâyesi:

M.A. 25 yaşında. Halep Üniversitesinde yüksek lisans öğrencisi. 31 Nisan’da yurt odasında tutuklanır. İşkenceye maruz kalır. Başar Esad resmi karşında secde durup, Başar Allah’tır demesi “rica edilir”. Cinsel organından elektrik verilir. İstenilen arkadaşlarını gammazlamasıdır. Vermez isimleri. Ailesi karakola getirilir. Annesine tecavüz edileceği ve ailesinin geri kalanının öldürüleceği söylenir. Şu itirafnameyi imzalar: “ Lübnan ve Suudi Arabistan’da faaliyet gösteren Selefi bir organizasyonda yer aldığımı kabul ediyorum. Gösterilere katılmak için para aldım.“

Nisan ayından beri Suriye’de ölen 4000 kişinin hikâyeleri bunlar. Eline silah almadan, sadece insan gibi yaşamak için sokağa dökülen, arkasında gözü yaşlı aileler bırakan insanlar… Artan devlet terörüne, şiddetine rağmen azalmayan insanlar bunlar…

Tüm dünya kamuoyu, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde Suriye’yi destekleyen Rusya ve Çin bile, Suriye rejimini göstericilere karşı şiddet kullanmaması konusunda uyarırken, bizim ülkemizin ana muhalefeti Esad’ın şiddetini meşru görüyor, göstericileri terörist ilan etmekten çekinmiyor. Peki, CHP olarak sizin anti-emperyalizm hamasetinizden ve mealen “1982 Hama gibi yapmalı”dan daha başka ve öte diyeceğiniz hiçbir şey yok mu?

Tayyip Erdoğan’ın Suriye siyasetini beğenmeyebilir, eleştirebilirsiniz. Lakin Suriye’de yaşanan katliamı meşru görmek, göstericileri terörist ilan etmek ayıptır, günahtır, vicdansızlıktır. Esad’ın elinin kanını partinize bulaştırmak tüm Türkiye için, züldür, utançtır. Sahiden, 13 yaşındaki Hamza’nın katiline suç ortaklığı yapmayı içinize sindirebiliyor musunuz? Kendinize bunu yakıştırabiliyor musunuz?

Ceren Kenar

Nahda Network, Direktörü, Beyrut

Filed in: Biz Kimiz?

Güncellemeleri al

Bu yazıyı paylaş!

Recent Posts

Leave a Reply

Submit Comment
© 2017 Genç Siviller. All rights reserved.