Diyarbakır’da Türk Sorunu tartışıldı için yorumlar kapalı

Diyarbakır’da Türk Sorunu tartışıldı

gs_dybkrGenç Siviller Kürtlerin beklentilerini, Türklerin hassasiyetlerini ve Türk sorununu konuşmak amacıyla Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Salonu’nda Diyarbakır Forumu düzenlendi. Konferansa Ak Parti Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu, Ak Parti Milletvekili Bilal Macit, Mehmet Ö. Alkan, Mümtazer’er Türköne, Sevan Nişanyan, Yıldıray Oğur, Ceren Kenar, Sedat Yurttaş, Vahap Coşkun ve sivil toplum örgütleri temsilcileri ve öğrenciler katıldı.

Forumun açışıl konuşmasını Genç Siviller Koordinatörü Fatih Demirci, Kürt sorununun çözümü konusunda Türk hassasiyetlerin neler olduğuna bakmak, bunu da Diyarbakır’da konuşmak istediklerini söyledi. Kürt sorunu üzerine konuşmayanın kalmadığını, herkesin bu konu üzerinde yazdığını, çizdiğini ve konuştuğunu belirten Demirci, “Türk sorunu çıkmaması için ne yapmamız lazım? Bunu konuşmak istedik” dedi.

Siyaset Bilimci Mehmet Ö. Alkan da Kürt meselesini hep tedirgin konuştuklarını, 90 yıl sonra asimilasyon ve imha seçeneğinin işlemediğinin anlaşıldığını, bir arada yaşamak konusunu konuşmayı öğrendiklerini bildirdi. Ankara’nın Kürt meselesini 1925 yılından itibaren asayiş ve medeniyet sorunu olarak gördüğünü savunan Alkan, 90 yılın özetinin bu iki yaklaşım olduğunu kaydetti. “Genel olarak baktığımız zaman Kürt meselesi Türklerin ve Orta Doğu coğrafyasına ait değil, AB ve ABD’ye dair bir mesele. Bugün eğer rahatlıkla ‘Ne mutlu Türküm diyene’ sözü söylenemiyorsa, Cumhuriyetin Türk kimliğini bir üst kimlik olarak oluşturamadığı anlamına gelir” diyen Alkan, sürecin çok önemli ve hassas olduğunu, Türkiye’nin sıkıntılı bir dönemden geçtiğini vurguladı.

BARIŞ DİLİNİ KULLANMAK LAZIM

Alkan, bu dönemde Kürt aydınlarına önemli rol düştüğünü belirterek, “Kendisini Türk olarak olarak tanımlayan ve bazı hassasiyetlere sahip bir kesim var. O insanların da hassasiyetini anlayabilecek en iyi grup şuan Kürtler” diye konuştu. Bu süreçte barış dilini kullanmak ve geleceği düşünerek hareket etmek gerektiğinin altını çizen Alkan, etnik kimlik ve milliyetçiliğin ırkçılığa meyletmemesi için aydınlara çok önemli bir rol düştüğünü anlattı. Demokratik bir ortamı geliştirmek gerektiğine dikkati çeken Alkan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Farklılıklarımızla bir arada yaşamak çok basit bir dert. Biz bunu birlikte kuracağımıza inanıyorum. Çözüm süreci zafer üzerine kurulmamalı. Zafer üzerine kurulmuş bir müzakere süreci kaybedilmiş bir süreçtir. Herkesin en az rahatsız olacağı bir alt sınırı belirlemek gerekiyor. Herkesin az çok tatmin edilmesi lazım.” Forumun, “Türk Sorunu: Türklerin Hassasiyetlerini Anlamak” konulu bölümde konuşan yazar Mümtazer Türköne de Türkiye’nin özellikle 2009 yılından itibaren çok hızlı değiştiğini, ilk başta söylenen laflar ile bugün söylenenler arasında çok fark bulunduğunu söyledi.

TEPKİLER DUYGUSAL

Türk sorununun aslında sosyal olduğunu kaydeden Türköne, şöyle dedi: “Kürt sorunu etnik bir sorun ama Türk sorunu değil. Etnik kökenle takıntılı bir tavır değil. 2007 yılında devletin zorunlu asimilasyon politikası bitti. Devlet kendisini restore etmek için bunlardan vazgeçti. Türkiye yeniden toparlanıyor. Kürt sorunu, Türk kimliğini savunma durumuna sokarak çözülmez. Böyle bir karşıtlık yaratmak çok yanlış. Kürt sorunun çözümünden bir Türk savunması yaratılmamalı. Tepkiler duygusal. Bu tepki yaratılmamalı. Ortak paydalar, geçmiş, ortak gelecek kuvvetle vurgulanmalı. Tarih her zaman yeniden yazılır. Ortak bir dünyayı paylaşarak bir arada yaşamak, kader birliğini sürdürmek bazı şeyleri hatırlamak, bazı şeyleri unutmaya bağlıdır. Millet olmak biraz da unutmaktır. Ortak paydalar vurgulanmalı. Kürt sorunun en şiddetli evresi yaşanıyor. Uzun sürmez. Sabırlı olunmalı, yangına körükle gidilmemeli. Türkiye’nin batı kesimlerinde, belirsizliği, cevabı verilmeyen soruların, entrikanın karşılığı olan duygusal bir patlama yaşanıyor. Kendiliğinden, çok kısa bir zamanda soyut şeyler somutlaştığında sönecek ve kaybolacaktır. En çok ihtiyaç duyduğumuz şey sabır, empati ve tahammül.”

KÜRTLERİ EZEN TÜRKLER DEĞİL

“Türküm. Eğer benim tercihim olmayan şeyleri bir üstünlük vesilesi olarak kullanıyorsam buna ırkçılık denir ama ben Türk olmamı değiştiremem. Türk veya Kürt olmak doğuştan geliyor. Kürtler, doğumdan itibaren elde ettikleri kimliklerine yok sayılmasına itiraz ettiler. Siz Türkleri, doğuşlarından itibaren kazandıkları özelliklerinden dolayı suçladığınız zaman bu, ırkçılık olur. Yani ben Kürtleri Türk olarak ezmedim. Kürtleri ezenler Türkler değil. Bunun farkını anlayın. Bunu yapan devlet” diyen Türköne, MHP ile rekabete girebilmek için CHP’nin bugüne kadar keşfetmediği Türkleri keşfettiğini, iki parti arasında Türklük üzerine bir rekabet başladığını belirtti.

10 YILDA TÜRKİYE’DE RADİKAL DEĞİŞİKLİKLER YAŞANDI

Yazar Sevan Nişanyan ise “5 yıl önce Diyarbakır’da Türk sorunu hassasiyeti üzerine toplantı yapılacak ve burada Türklerin hassasiyetlerini anlatma sana verilecek diyecek kişinin aklından zoru olduğuna inanırdım” diyerek, bunun tarihi bir olay olduğunu, 10 yılda Türkiye’de radikal değişiklik yaşandığını, yeni bir düşünce platformun oluşma halinde olduğunu söyledi. Nişanyan, konuşmasına şöyle devam etti: “Barış süreci başarılı olduğu takdirde siyasi sonucu muhtemelen Tayyip Erdoğan’ın yüzde 60 küsur oyla cumhurbaşkanı seçilmesi olacaktır. Bu CHP, MHP gibi partilerin ölümle karşı karşıya gelmeleri demektir. Bu partilerin varlık nedeni kalmıyor. Memlekette bir Türk sorunu var. Türk ulusal kimliğinin yeniden tanımlanması memlekette nüfusun yüzde 30-40’a gelen kesimin işine gelmiyor. Bundan ötürü kendilerini mağdur hissediyorlar. Kurulu dünyalarının yıkılmakta olduğunu düşünüyorlar. Sonuçta böyle bir olgu var. CHP ve MHP de varlığını sürdürecekse bu platform üzerinden sürdürecektir. Başka bir oyun yok ki, ellerinde.”

Filed in: Etkinlikler, Manşet, Son Haberler

Güncellemeleri al

Bu yazıyı paylaş!

Recent Posts

© 2017 Genç Siviller. All rights reserved.